• Dolar 7.3965
  • Euro 9.0054
  • GR ALTIN 421.66
  • ÇEYREK 691.66

  • 14 Aralık 2020, Pazartesi 21:25
ErdalMoral

Erdal Moral

Varlık ve zaman

Varlık ve Zaman'ı Heidegger 1927 yılında yazmıştır ve kitap yayımlandığı andan itibaren klasikler arasındaki yerini almıştır. 

Bu kitap ardından gelen filozofları öyle bir etkilemiştir ki George Steiner, "Batı düşünce tarihinde Varlık ve Zaman gibi bir başka eser daha yoktur." diyecektir. Nitekim birçok okuyucu kitabı Heidegger'in yazdığından daha fazla sürede ancak bitirebilir. 

“Varlık ve Zaman” yazılmış en ağır felsefe kitaplarından biridir, birinci sınıf bir eserdir. Heidegger kitabın ilk sayfasında amacını ortaya koyar: Aşağıdaki denemenin amacı "varlığın" anlamına ilişkin soruyu somut biçimde ele alıp geliştirmektir.(...) zamanı her türlü varlık anlayışının ufku olarak yorumlamaktır.

Heidegger burada "Varlık" sorusunu sormaya çalışır- "Neden hiç birşey yerine birşeyler vardır?" -Bu sorunu sahibi de yanılmıyorsam Leibniz olmalıydı- Bu sorunun önemli bir tarafı soruyu soran kişinin varoluşudur.Varlık ve Zaman'da Heidegger felsefe veya ontolojinin imkan zeminini yeniden kurmak için yola çıkar ve Heidegger'in burada izlediği yol fundamental ontolojidir.

Peki bu zor kitap tam olarak neyi konu edinir? Bu büyük eserin cevabını aradığı “Varlık ile kastedilen şey nedir?” sorusunun yeniden gündeme getirilmesidir Bu soru, Platon ve Aristotales'in keza Sokrates öncesi  düşünürlerin en büyüklerinin çabalarına kılavuzluk etmiştir fakat Aristotales'ten sonra giderek hakiki felsefe araştırmalarının  temel meselesi olmaktan çıkmıştır. 

Varlık meselesi bütün yirminci yüzyıl boyunca unutulmaya terkedilmiştir. 

Heidegger yeni bir açıdan “Varlık” meselesini deşmeyi ve yeniden açığa çıkarmayı düşünür.  Varlık zamandır ve zamanla ilişkili olmaktır.Kelime anlamı "orada-varlık" olsa da birçok çevirmen tarafından aynen bırakılan "Dasein" üzerine yapılan tahliller Varlık ve Zaman'ın büyük bir kısmını kaplar. Dasein kendi Varlık'ı içinde, anlaşılabilir biçimde kendini o Varlık'a dayandıran bir var olan-şey olarak sadece insanlara has bir dünyada bir tür oluş deneyimine gönderme yapar. 

Heidegger bu kavramı temel yapıları üzerinden, temas halinde olduğu başka var olan-şeylerle ilişkisi içinde "temel durumunda" (kaygı), dünyaya "fırlatılıp atılmışlığında" farklı ruh hallerinde ve son olarak zaman ve sonlulukla ilişkisi içinde tahlil eder. 

Heidegger Varlık ve Zaman'da şunları yazar: “İnsan denilen varolanın özünün belirlenimi sırasında onun varlığına ilişkin soru unutulmuş ve söz konusu varlık daha çok  diğer yaratılmış şeyler gibi mevcut-olma anlamında “kendiliğinden anlaşılan” bir şey olarak kavranmıştır. Bu iki klavuz daha sonra yöntem bakımından res cogitas, bilinçli ve yaşantı ilişkisi gibi şeylerden hareket eden yeni çağ antropolojisinde bunlarla birlikte geçmiştir. 

Oysa cogitationes de ontolojik bakımdan belirlenmemiş kaldıkların ya da açıkça belirtilmeden “kendiliğinden anlaşılır” “verili” bir şey olarak ele aldıkları ve “varlıkları” soru teşkil etmediği müddetçe buradaki antropolojik sorunsal kendi kritik ontolojik temelleri bakımından belirlenmemiş kalmaya devam edecektir.” 

Varlık ve Zaman'da ölüm meselesi önemli bir rol oynar. Heidegger Dasein'i "ölüme-doğru- Varlık" olarak tanımlarken ve dolayısıyla ölümü insanlık halinin merkezine oturturken, aslında özü Ortaçağ'dan kalma şu dini öğütte görülen eski bir düşünsel gelenekle yeniden bağ kurar: "Kişi hayata ayak bastığı an ölecek kadar yaşlı hale gelir." Bu düşünüşe göre ölüm, gelecekte belirli bir anda gerçekleşmediği gibi hayatın ayrılmaz bir parçası olmasından ötürü aslında tam da bizimle birlikte, şu andadır. Ölüm dışarıdan bir yerlerden bize yaklaşan bir şey değil, bizim içimizde taşıdığımız bir şeydir. 

Nitekim bu gelenekte iyi bir hayat sürmek ölümün hayatın tam orta yerindeki varlığını kabullenmekten geçer. Varlığınız, bu ontolojik düzene ne şekilde uyum sağlayacağınızı  öğrendikçe anlam kazanır. Heidegger'e göre "öz, hareket, ve hayatın anlamı ölüme-doğru-varlıkla tam bir uyum içindedir. Çünkü ölüm hep bizimledir, çünkü insan olmak "ölüme doğru varlık olmaktır. 

Heidegger bu doğruluğun gücünü gösterebilmek için etkileyici bir metafor kullanır.O, insan hayatını bir olgunlaşma sürecine benzetir. İnsan sadece "ham" kaldığı müddetçe yaşıyor sayılır. Hayatın yöneldiği bu hamlık durumu onun aynı zamanda sonunu teşkil eder. Yani ne kadar olgunlaşırsak ölüme o denli yaklaşırız. "Meyve olgunluğa erişir." der Heidegger ve böylesi bir yönelimin kendisi onun meyve olarak Varlık'ının bir özelliğidir. 

Buna göre meyve olgunluğunu en baştan beri içinde taşır. Heidegger'in bu ürpertici metaforu bir düşünceyi akla getirir: Bir meyve olgunlaşana kadar hiçbir şeydir, ancak olgunluğa erişir erişmez ölmüş sayılır. Ölüm her zaman yaşamdan daha bütündür. Yaşam bir durumdan diğerine geçmekten ibaretken ölüm tamamlanmaktır, yani sona ermek ama aynı zamanda gerçekleşmek. Ölüm ilerlediğimiz tek yön olduğu için kendimizi çelişkili bir durum içinde buluruz: Yaşamak hayatı reddeden şeye adım adım yaklaşmaktır. Ölüm Dasein'in mutlak imkansızlığının imkanıdır. Heidegger, Varlık ve Zaman'da neredeyse güdüsel bir öğüt halini alacak olan bir formül kullanarak ölümün kendisini "kişiyi kendi yapan, ilişkisel olmayan ve geride bırakılamaycak ihtimal olarak gösterdiğini belirtir. 

Ölüm "göze çarpar biçimde" yaklaşmaktadır. Ölümün varoluşsal ihtimali Dasein'in özsel olarak kendini ona karşı açığa vurmasından kaynaklanır, daha doğrusu, onun-ötesinde açığa vurmasından. Zira dünyadaki başka var olan şeylerin aksine Dasein öleceğini bilir. Dasein bir var olan-şey olduğu sürece, hiçbir zaman "bütünlüğe" erişemez. "Ölüm" der Heidegger "kişinin Dasein'ına öylesine farklılaşmış bir şekilde ait değildir." Ölüm ancak bireysel bir Dasein'de hak iddia eder. Ölümün ilişkisel olmayan yapısı Dasein'ı sonuna kadar bireyselleştirir. Eğer Dasein sahici Dasein haline gelecekse, bu bireyleşme süreci oldukça önemlidir. Her Dasein ancak kendi ölümünü tecrübe eder. Dasein'ın temel özelliklerinden birinin "birlikte Varlık" olması sebebiyle, bir başkasının ölümüne şahit olurken onun halinden anlayabilir, ve ölümünün tasvirini aklımda tutabilirim; yani başkasının ölümüne şahit olarak ölüm hakkında genel bir bilgiye sahip olurum. Ancak hiçbir zaman bir başkasının yerine ölemem.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

BUGÜN SEÇİM OLSA OYUNUZ KİME OLUR?

yukarı çık