• Dolar 7.3965
  • Euro 9.0054
  • GR ALTIN 421.66
  • ÇEYREK 691.66

  • 14 Aralık 2020, Pazartesi 21:27
ErdalMoral

Erdal Moral

Şehir ve kültür

Türkiye'de henüz çok yaygın olmamakla birlikte, sosyal bilimler mecrasında yaşanan kategorik ve hızlı değişimler başta "Sosyoloji" disiplini olmak üzere sosyal bilimlerin alt konularıyla birlikte dallanıp budaklanmaya devam ederek yeni bilme biçimlerine yelken açması topluma ve kendimize bakışımızı derinden ve radikal bir dönüşüme uğratmaya devam etmektedir. Klasik kent incelemelerine esaslı katkı sağlayabilecek yeni paradigmaların filizlenip boy vermeye devam ettiği günümüzde insanın üzerinde yaşadığı mekan ile sürekli etkileşim halinde olması ve bir mekan üzerinde tüm eylemlerini sergilemesi, mekanın sosyolojinin bir çalışma alanı olarak belirmesine neden olmuştur. 

En genel anlamı ile insan ve mekanın ortak etkileşiminin toplumsal açıdan incelenmesi anlamına gelen kent-mekan sosyolojisi insanın mekana müdahalesini ve mekanın insanı hangi açılardan sınırlandırdığını konu edindiğini söyleyebiliriz. Şehir insanın üzerinde hayatını idame ettirdiği coğrafi alanının yanı sıra, insanın doğrudan ya da dolaylı olarak başka insanlarla etkileşim halinde olduğu bir alanı da ifade etmektedir. 

Bu etkileşim mekan ile insanın arasında kopmaz bir bağın oluşmasına neden olmuştur. Dolayısıyla insanın üzerinde yaşadığı mekanın dönüşümü insanın hayat tarzının, diğer insanlarla etkileşim biçiminin ve tüm sosyal hayatının dönüşümü anlamına gelmektedir." Yani bu iterafif kurama göre tek cümleye sığdırmak gerekirse mekan değişimi toplumu etkiler, toplum değiştikçe de mekanı değiştirir. Yaşadığımız mekanların (şehir, kasaba, köy, mahalle) sosyo-ekonomik, kültürel ve dinsel müktesebatımızı doğrudan etkileyen bir süreç olduğunu göz önüne aldığımızda John Urry'in: "Yerin anlaşılması kuramsal çaba olmadan gerçekleşmez. Neredeyse tüm toplumsal ve kültürel kuramlar yerin bir biçimde tanımlanmasına dayanır." cümlesiyle ifade ettiği üzere, yapılması öncelikli olan doğru tercihin kavramların açıklanmasıyla işe başlamak gerektiğini ortaya koyuyor. Mekan sosyolojisinin, sosyolojinin alt disiplini olarak ortaya çıkmasına sebep olan en önemli düşünür George Simmel olmuştur. 

Özellikle "Metropol ve Zihinsel Yaşam" adlı eserinde insan hayatının mekana göre şekillendiğini belirten Simmel, mekanın zihinsel yaşama da etki ettiğini öne sürmüştür. O bu görüşlerini metropol yaşamı ile taşra yaşamı arasındaki farkları ortaya koyarak temellendirmiştir. Mekanın bağımsız bir ilgi alanı olarak ortaya çıkması ise 1970'lerde olmuştur. "Annales Okulu, Marksist coğrafyacılar, diğer yandan Foucault ve Deleuze gibi hiçbir disipline uymayan düşünürler sayesinde, mekana ilişkin yeni bir kuramsal söylem ve inceleme alanı doğmuştur. Yine Edward Said’in "Oryantalizm’indeki 'hayali coğrafya' kavramında başarılı bir örneğini bulan üçüncü dünya kaynaklı eleştiriler, mekan kavramına yeni açılımlar getirmiştir." Bu tarihten sonra özellikle David Harvey, John Urry, Henri Lefebvre müstakil olarak mekan sosyolojisi çalışmaları yapmıştır.

"Kent-Mekan" kavram ve olgusunun en önde gelen kuramcılarından Henri Lefebvre'ye göre kentler modernite kavramını karakterize eden yerleşim alanlarının ifade biçimidir. Avrupa'da Sanayi Devrimi ve Fransız İhtilali sonrasında yaşanan hızlı toplumsal değişmelerin ortaya çıkardığı kent, kendisini var eden tarih, mekan, aile, kültür, sanat, ticaret, hukuk, eğitim ve mimari gibi dinamik süreçlerin bileşimidir. Sanayiden, kent kaynaklı modern kapitalist üretime dönüşüm Lefebvre’nin kentsel devrim dediği süreci anlatmaktadır. 

Kentsel devrim kavramı kentin fiziksel mekânıyla sınırlı olmayıp, genel anlamda bir kentli yaşam biçimini de içermektedir. Kent, Lefebvre’ye göre birbiri ile ilişkili üç kavramla tanımlanmaktadır: "Mekân", "günlük hayat" ve "kapitalist sosyal ilişkilerin yeniden üretimi". Mekana ilişkin çok farklı yaklaşım ve kuramların açıklamasını özet halinde yapmak bile sayfalar dolusu yazmak ile mümkündür. Bizim burada ilk etapta yapmak istediğimiz daha çalışmalarımızın kuramsal bir çerçeve ile sınırlandırmak yerine yaşadığımız mekanların sosyal bilimlere konu olan ve kuramlarla açıklanması zorunlu olan alanlarının dışında, mekanları doğrudan bir toplumun tarihi ve sosyo-kültürel açıdan; bir milletin oluşturduğu medeniyet çemberi ve anlam örüntüleri arasında yorumlanma biçimleri de vardır. Türk Edebiyatının dev kalemi Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 1946 yılında yayımlanan "Beş Şehir" isimli deneme-anlatı tarzı yazdığı kitabı sanırım bu duruma en güzel örnek olacak metinleri içinde barındırır. 

"Şehir bir terbiyenin ve zevkin etrafında teşekkül eden müşterek bir hayattır." diyen Tanpınar harika üslubuyla yazdığı "Beş Şehir"de Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul'u özellikle bu şehirlerin tarihi ve mimarisini sanki eşyayı dile getirip konuştururcasına okuyucunun imge ve duygu dünyasından adeta ete ve kemiğe büründürür. Tanpınar'ın da dile getirdiği gibi eşyanın tabiatı durağanlığa değil hareketliliğe aşinadır. Şehirler de içinde barındırdığı insanların ortaklaşa ürettiği ruhun  bileşimlerinden doğar ve hiç kuşkusuz şehirler de kendi bütünlüğü içinde anlamlı birer metin olarak okunabilir.

Bu yaklaşım ise bizi şehir hermeneutiğine davet etmektedir. Bir şehri yazıya döküp kitaplaştırmaktan söz edildiğinde artık onun sadece  tarihsel kimliğiyle yetinmeksizin yanı sıra onun tarihsel ve kültürel müktesebatı, bıraktığı sosyo-politik bakiye ve bugün işleyen hayat tarzının dayandığı belli başlı parametrelere de bakmak gerekecektir. Samsun bu bağlamda bize güçlü bir kent tecrübesi ve sosyal gerçekliği şekillendiren sağlam bir birikim ve tecrübe sunmaktadır. Samsun'da yaşayan Samsunlular olarak tarihsel zemine dikkat edildiğinde Samsun’u birçok temel  özelliği ile ele almamızın mümkün olduğunu ifade edebiliriz. 

En başta ise Samsun'un başat imgesinin Samsun'un isminin anıldığı her yerde ve her seferde, bağımsızlık şiarını yükselten bir şehir algısı olarak zihinlerde yer aldığını söyleyebiliriz. İnsanlar bir şehrin, mahallesinde ya da caddelerinde neredeyse bir ömür boyu yaşar. 

Fakat "Derya içre olup deryayı bilmeyen balık." deyiminde olduğu gibi bir çok insan yaşadığı şehrin tarihine, mimarisine ve bellek hikayelerine ne nüfuz edebilir, ne de o şehrin “kolektif ruhuna” herhangi bir iz bırakıp bir ışıltı katabilir. Şehirler de insanlardan farklı bir dil ile bile olsa sakinleri ile konuşur fakat şehirler kendi dilini bilmeyen insanlara kendi ihtişamını ve gizemini kolay kolay açmaz. Yaşanılan kentin sessiz fısıltılarını duymak için tüm duyu organlarımızı, bilişsel yeteneklerimiz ve tinselliğimizi harekete geçirmek zorundayız.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

BUGÜN SEÇİM OLSA OYUNUZ KİME OLUR?

yukarı çık