Haberin gücü adına.

  • Dolar 8.5588
  • Euro 10.1395
  • GR ALTIN 497
  • ÇEYREK 815.38

  • 11 Ocak 2021, Pazartesi 22:13
ErdalMoral

Erdal Moral

Modern Dünya Sistemi

M. Nuri Yılmaz modern bilgi yapısının ideolojik kurumsallaşmasını anlattığı "Marx'ın Yasaları" kitabında Amerikalı sosyolog Immanuel Wallerstein'ın "Modern Dünya-Sistem" teorisini harika bir şekilde özetliyor. Yazar Yılmaz kitabında, Immanuel Wallerstein'ın, günümüzdeki kapitalist sistem, ticaret kapitalizminin ortaya çıkış süreciyle birlikte 16. yüzyıldan itibaren kurumsallaşmaya başladığını modern dünya-sistemi kapitalist bir dünya ekonomisi olarak doğduğunu belirtiyor.

Buna göre sistem, eşitsiz ve bileşik bir yapılanmayı dayatmış ve sistemin hegomonik gücü zamanla belli ülkelerin elinde toplanmıştır. Modern dünya-sisteminin kurumsallaşmaya başladığı 16. yüzyıldan itibaren, sistemin hegomanya odağı Akdeniz kıyılarında yer alan Ceneviz ve Venedik gibi şehir devletlerinden, Atlantik kıyılarındaki Hollanda'ya kaymıştır. 18. yüzyıl ile birlikte ise sistemin hegomananik gücü İngiltere olmuş, 1945 sonrası ise dünya kapitalist sistemin hegomanyası ABD'nin eline geçmiştir. Wallerstein'a göre, her ne kadar sistem krizde olsa da, ABD hegomanyası temelinde varlığını halen devam ettirmektedir.

Wallerstein modern dünya-sisteminin üç temel dönüm noktasının varlığından bahsediyor. Buna göre, sistem üç olayla birlikte kırılmalar yaşamıştır. Sistemin ilk dönüm noktası 1789 Fransız Devrimi'dir. Fransız Devrimi'nin iki önemli sonucu olmuştur. İlk olarak devrim sonrasında "toplumsal değişim" olgusu normal ve arzu edilebilir bir fenomen haline gelmiştir. İkinci olarak ise, egemenliğin kaynağının halk olduğu inancı yerleşmeye başlamıştır. Böylece siyasal arenada Aydınlanma felsefesinin bireyi Fransız Devrimi'nin coşkulu iyimserlik aurasının da etkisiyle özneleşmiş, toplumsal değişim temelinde yapabilir ve muktedir bir konuma yerleşerek modern jeokültürün temeli atılmıştır.

Dünya-sistemi analizi, kapitalist sistemin makro ve uluslararası ölçekte eşitsiz-bileşik bir yapıya sahip olduğunu vurgular. Buna göre, sistem farklı coğrafyalarda hiyerarşik bir biçimde yapılanmış, merkez kapitalist ülkeler, yarı-çevre ülkeler ve çevre ülkeler olmak üzere trimodal bir biçimde inşa edilmiştir. Merkez kapitalist ülkeler, sistemin ve sömürünün odağında yer alan bir pozisyonu tanımlarken, çevre ülkeler ise sistemin altta kalan sömürülen kesimlerini ifade eder. Yarı-çevre ülkeler ise, sistem için hayati önemdedirler. Çünkü sistemin bir nevi jandarmalığını yaparak dünya kapitalist sistemin sürekliliğini sağlamaya katkı sunarlar.

Modern dünya-sisteminin ikinci büyük krizi ise 1848 İşçi Devrimleri dalgasıdır. Bu devrimler sonucunda modern politik jeokültürün üçüncü cephesi, yani radikalizm  net biçimde sahneye çıkmış ve bir aktör olarak yerini almıştır. Böylece Fransız Devrimi'nin ertesinde  inşa olunan politik kompozisyonda  üç temel siyasal konum yerleşmiştir.  Bunlardan birincisi, söz konusu liberal kapitalist değişimin öncüsü ve destekçisi olan liberalizmdir. İkincisi, hakim değişim şartlarına karşı idealleştirilmiş bir geçmişe referansla değişim karşıtı bir pozisyonda yer alan, ya da değişimin önlenemezliği koşullarında konrtollü bir değişimi savunan muhafazakar kanattır. 1848 Devrimleri ile bu iki siyasal katmanın yanı sıra yapısal ve sistemik bir biçimde değişim talep eden radikaller ortaya çıkmıştır. Böylece modern jeokültür, üçlü bir yapı kazanmıştır.

Modern dünya-sisteminin üçüncü kırılma noktası ise "1968 Dünya Devrimleri"dir 1968 Dünya Devrimleri ile birlikte, sistem karşıtı hareketlerin iki aşamalı devrim stratejisi değişmeye başlamıştır. Buna göre, öncelikle devlet iktidarının ele geçirilip ardından toplumun dönüştürülmesi politikası, iktidar olmadan da toplumsal dönüşümün mümkün olabileceğinin ortaya çıkmasıyla sarsılmaya başlamıştır. 1968 Dünya devrimi ile birlikte ezilen milletler, kadın hareketleri, ekolojik hareketler ve farklı cinsel kimliğe sahip olanlar siyaset sahnesinde aktör olarak yerlerini almıştır. Böylece sistem krize girmiştir ve bu kriz halen günümüzde de devam etmektedir. Çünkü hem sistemin periferisinde yer alan ülkeler ulusal bağımsızlık hareketleriyle birlikte sistemi dışarıdan zorlamaya başlamış, hem de yeni anılan yeni politik hareketler, bizzat merkez kapitalist ülkelerin içerisinde ortaya çıkarak sistemin içeriden krize girmesine neden olmuştur.  


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık