• Dolar 7.3965
  • Euro 9.0054
  • GR ALTIN 421.66
  • ÇEYREK 691.66

  • 17 Ocak 2021, Pazar 17:01
ErdalMoral

Erdal Moral

KİTLE VE İKTİDAR

Elias Canetti'nin otuz yıllık yoğun çalışmasının ürünü olan "Kitle ve İktidar" kitabı 20. yüzyılın en önemli başyapıtlarından bir tanesidir. Derin bir düşün ürünü olan bu eserde Canetti insanın, toplumun ve özellikle de şiddetin doğası üzerine çok boyutlu, çok katmanlı ve derinlikli fikirler üretmiş ve sosyal bilimler literatürüne yeni kavramlar kazandırmıştır. Elias Canetti "Kitle ve İktidar" kitabında, "kitle" ve "iktidar"ın birbirlerini nasıl etkileyip çoğalttığını; insanlar arasında "emir" ve "itaat" ilişkisinin nasıl biçimlenerek saldırganlık mekanizmalarına dönüştüğünü anlatır. En az sorgulanan, dolayısıyla en tehlikeli şey olan "emir verme"nin emredilende özgür bir kişilik edinmesini önleyen bir sızı bıraktığını, bu sızının sürekli emredilenlerde katmerleşerek itaati içselleştirdiğini okuyucusuna gösterir.

"KİTLE"NİN TEMEL NİTELİKLERİ

Canetti, kitabına kitlelerin temel niteliklerini anlatarak başlıyor. Kitlelerin farklı kategorize edilmelerine rağmen ortak özellikleri vardır. Yazar bu ortak özellikler ise şöyle özetliyor:

"1. Kitle daima büyümek ister. Büyümesinin hiçbir doğal sınırı yoktur. Bu gibi sınırların yapay olarak yaratıldığı yerlerde - örneğin kapalı kitleleri korumak için kullanılan bütün kurumlarda- kitlenin patlaması her zaman mümkündür ve bu zaman zaman gerçekleşir de. Kitlenin büyümesini kesin olarak önlemek için mutlak olarak güvenilebilecek hiçbir kurum yoktur.

2. Kitle içinde eşitlik vardır. Bu olgu mutlak ve tartışma götürmez, niteliktedir, kitle tarafından asla sorgulanmaz. Bu nitelik temel öneme sahiptir ve kitle mutlak eşitlik durumu olarak tanımlanabilir. Baş baştır, kol koldur ve tek tek baş ve kollar arasındaki farklar önemsizdir.İnsanların kitle olmaları ve bu kitleden uzaklaşmasına neden olabilecek her şeyi görmezlikten gelme eğilimi göstermeleri bu eşitlik uğrunadır. Bütün adalet talepleri ve eşitlik kuramları sonunda enerjilerini, bir kitlenin parçası olmuş herkese aşina olan fiili eşitlik deneyiminden alırlar.

3. Kitle yoğunluğu sever. Kitle kendini asla çok yoğun bulmaz. Kendine ait parçaların arasında hiçbir şey olmamalı ya da onları bölmemelidir; her şey kitlenin kendisi olmalıdır. Yoğunluk duygusu deşarj anında en yoğun düzeye çıkar. Bir gün bu yoğunluğu daha kesin olarak belirlemek ve hatta ölçmek mümkün olacaktır.

4. Kitlenin bir yöne gereksinimi vardır. Kitle hareket halindedir ve bir hedefe doğru hareket eder. Bütün üyeler için ortak olan yön, eşitlik duygusunu kuvvetlendirir. Tek tek üyelerin dışında, ama hepsinin paylaştığı bir hedef, böyle bir kitlenin sonu demek olan kişiye özel farklı hedeflerin üzerini örter. Yön kitlenin varoluşunun sürekliliği ba. kımından temel öneme sahiptir. Kitlenin dağılma korkusu her amacı kabul edeceği anlamına gelir. Bir kitle erişilmemiş bir hedef olduğu sürece var olur."

Elias Canetti, kitlenin içinde gizlenmiş, yeni ve üst oluşum türlerine yol açıyor gibi görünen başka eğilimlerin de olduğunu fakat bu oluşum türlerinin doğası çoğunlukla öngörülemez nitelikte olduğunu söylüyor. Bu dört niteliğin her bir her kitlede şu ya da bu ölçüde bulunabildiğine dikkat çeken Canetti'ye göre , kitlelerin her zaman farklı biçimlerde sınıflandırılması gerekiyor. Terimler eşzamanlı olarak, eşitlik ve yoğunluk niteliklerinin her ikisine birden gönderme yapar. Durgun kitle deşarj için yaşar. Yalnızca bundan kesinlikle emindir ve deşarjı erteler. Deşarj anına hazırlanmak için görece uzun bir yoğunlaşma süresi arzular. Yoğunluğu içinde, deyim yerindeyse, ısınır ve deşarjı olabildiğince geciktirir. Burada kitleleşme süresi eşitlikle değil, yoğunlukla başlar; eşitlik daha sonraları kitlenin ana hedefi haline gelir ve en sonunda bu hedefe ulaşılır. Her ortak haykırış, her sözce bu eşitliğin geçerli bir ifadesi haline gelir. Öte yandan, ritmik kitlede (örneğin dans edenlerin oluşturduğu kitlede) yoğunluk ve eşitlik başlangıçtan beri bir aradadır. Burada her şey harekete bağlıdır. Bütün fiziksel uyaranlar önceden belirlenmiş bir tarzda işlev görür ve bir dansçıdan diğerine geçirilir. Yoğunluk, uzaklaşma ve yaklaşmanın tekrarı biçiminde vücut bulur; eşitlik hareketlerin kendisinde açığa vurulur. Böylelikle yoğunluk ve eşitliğin hünerli oyunculuğuyla kitle duygusu meydana getirilir. Bu ritmik oluşumlar çok hızlı ortaya çıkar; bunları sona erdiren yalnızca fiziksel bitkinliktir. Diğer kavram çifti, yavaş ve hızlı kitle, sadece hedefin doğasına gönderme yapar. Sıklıkla sözü edilen ve modern yaşamın çok temel bir parçasını oluşturan bariz kitlelerin-her gün gördüğümüz politika, spor ve savaş kitlelerinin-hepsi hızlı kitlelerdir. Amacı cennet olan dini kitleler ya da hacılardan oluşan kitleler bunlardan çok farklıdır. Onların hedefleri çok uzak, yolları çok uzundur ve kitlenin gerçek oluşumu çok uzak bir ülkeye ya da öteki dünyaya havale edilmiştir. Bu yavaş kitlelerden gerçekte yalnızca bir amaca yönelenleri görüyoruz, çünkü ulaşmaya çalıştıkları amaç gözle görülemez ve inanmayanlarca ulaşılamaz niteliktedir. Yavaş kitle yavaş yavaş toplanır ve kendini ancak çok uzun menzillerde kalıcı görür.

GÜÇ VE İKTİDAR İLİŞKİSİ

Canetti,  "Güç ve İktidar" düalizmini de  gücün etkisi bakımından doğrudan ve burada olan bir şeyi, iktidardan daha dolaysız bir biçimde zorlayıcı bir şey olarak kabul ediyor. O'na göre "Fiziksel güç" deyişi, gerçekte aynı fikrin yalnızca daha açık bir ifadesidir; çünkü daha aşağı ve kaba dışavurumların içindeki iktidar, her zaman güç olarak daha iyi betimlenmiştir; örneğin avın yakalanıp ağza götürülmesi güç aracılığıyla gerçekleştirilir. Güç kendisine zaman tandığında iktidar haline gelir, ama kriz anı, geri dönüşsüz karar anı gelince güç çıplak güç haline geri döner. İktidar daha geneldir ve güçten daha geniş bir uzam üzerinde işler; iktidar çok daha fazlasını içerir, ama daha az dinamiktir. İktidar daha törenseldir, hatta belirli bir sabır ölçüsü vardır. Güç ve iktidar arasındaki ayrım kediyle fare arasındaki ilişkiyle çok basit bir biçimde örneklenebilir.

Kedi, gücü, fareyi yakalamak, onu ele geçirmek, pençelerinin arasında tutmak ve nihai olarak da öldürmek için kullanır. Ama fareyle oynarken bir başta etken daha vardır. Kedi farenin gitmesine izin verir, biraz kaçmasına, hatta arkasını dönmesine fırsat tanır; bu süre boyunca fare artık güce maruz değildir. Ancak hâlâ kedinin iktidar alanının içindedir ve her an tekrar yakalanabilir. Derhal uzaklaşırsa, kedinin iktidar alanından kaçar; ama, artık ulaşılamayacak olduğu noktaya varana kadar hâlâ kedinin iktidar alanının içindedir. Kedinin egemen olduğu uzam, fareye yaşattığı umut anları, bir yandan da bütün bu zaman zarfında onu yakından izlemeyi sürdürmesi ve onu yok etmeye gösterdiği ilgiyi ve yok etme niyetini asla elden bırakmaması;, bunların hepsine, yani uzam, umut, dikkatle izleme ve yok etme niyetine gerçek iktidar gövdesi, ya da daha basit bir biçimde, iktidarın ta kendisi denebilir.Bu yüzden, gücün aksine, iktidara içkin olarak uzamda ve zamanda belirli bir genişleme vardır. Ağız, hapishanenin bir prototipidir. Her durumda, bu ikisi arasında, güçle iktidar arasındaki ilişkiyi örneklemeye hizmet edecek bir ilişki vardır. Bir kez düşmanın ağzına girince, kurbanın hiçbir umudu kalma çünkü manevra yapmak için ne zamanı ne de yeri vardır. Bu iki bakımdan hapishane ağzın bir uzantısı gibidir. Tıpkı kedinin gözünün önündeki fare gibi, tutsak biraz ileri geri yürüyebilir, gardiyanlarına arkasını dönebilir; önünde, kaçmayı ya da serbest bırakılmayı umacağı zamanı vardır. Kapatıldığı hücrenin bulunduğu hapishanenin bütün mekanizması onun yok edilişine ayarlanmış gibidir ve bu mekanizma fiilen işlemekte değilken bile tutsak bunun her zaman bilincindedir. 

EMRİN EVCİLLEŞTİRİLMESİ

Canetti "emir"in iktidar ilişkilerinde insana dair olanların nasıl bir evcilleştirme sürecinden geçtiğini ise şöyle açıklıyor: "Bir ölüm tehdidi içeren kaçış emri, alan ve veren arasında iktidar bakımından büyük bir farklılığı varsayar: Diğerini kaçırtan onu öldürebilir. Doğadaki temel durum pek çok hayvan türünün diğer hayvanlarla beslendiği gerçeğinden doğar. Ancak beslendikleri hayvanlar kendilerininkinden farklı bir türe aittir ve böylece çoğu hayvan farklı türden yaratıklar tarafından tehdit edilmiş hisseder kendini; onlara kaçma emrini veren yabancılar ve düşmanlardır.Ancak bizim normal olarak emir adını verdiğimiz şey, insanlar arasında olan bir şeydir: Efendi kölelerine, anne çocuğuna emir verir. 

Bildiğimiz şekliyle emir, biyolojik kökeninden (yani kaçış emrinden] sonra uzun bir gelişim göstermiştir; bir bakıma evcilleştirilmiştir. Emir genel sosyal yapımızın ve çok daha mahrem insan ilişkilerimizin bir parçasını oluşturur; aile için emir, devlet için olduğu kadar önemlidir. Emir çoğunlukla, kaçış emri olarak tanımladığımız şeyden oldukça farklı görünür. Efendi kölesini çağırır ve köle bir emir alacağını bilmesine rağmen gelir. Anne çocuğunu çağırır ve çocuk illâki kaçıp gitmez; anne ona her türden emri sağanak gibi yağdırsa da çocuk genelde ona güvenmeyi sürdürür; onun yanında kalır ve ona doğru koşup durur. Aynı şey bir köpek için de geçerlidir: Efendisinin yakınında durur ve efendisi ıslık çalınca hemen ona gelir.Bu gelişmenin açıklaması aşağıdaki üç temel ilişkide bir tür ilişkinin uygulandığı gerçeğinde yatar: Efendi kölesini ya da köpeğini, anne de çocuğunu besler. Bir diğerine tabi olan bir canlı alışıldık bir biçimde yiyeceğini yalnızca ondan alır. Köleleri ve köpekleri, efendileri dışında hiç kimse beslemez; başka hiç kimse onları besleme yükümlülüğü altında değildir ve fiilen hiç kimse onları beslemek zorunda değildir. (Elbette bir çocuk kendisini besleyemez ve annesinin memesine yapışmak zorundadır.) 

Böylelikle emirlerle yiyecek verme arasında yakın bir bağ gelişir. Bu hayvanların eğitilmesinde barizdir: Bir at yapması gerekeni yapınca, eğiticisi ona bir parça şeker verir. Emri evcilleştirmek, emri yiyecek vaadiyle bağlantılandırmak demektir. Ölümle tehdit edip kaçmak zorunda bırakmaktansa, bir canlıya bütün canlıların istediği bir şey vaat edilir; ve bu vaade sıkı sıkı uyulur. Efendiyle bir yiyecek olarak hizmet etmektense, kendisine yemesi için yiyecek verilir. Biyolojik kaçış emrinin safiyetinin böyle bozulması insanları ve hayvanları, her türden, her düzeyde gönüllü esaret için eğitir; ama genel olarak emirlerin doğasını bütünüyle değiştirmez. Her emir hâlâ aynı tehdidi içerir. Bu geliştirilmiş bir tehdittir, ama emirlere uymamayla ilişkili olarak belirtilmiş cezalar vardır ve bunlar çok ağır olabilir. Bu cezaların hepsinin en ağırı orijinal ceza, yani ölümdür." 

 

Elias Canetti, muhteşem başyapıtı "Kitle ve İktidar" kitabında insan doğası, kitle ve iktidar ilişkilerininin tüm iç dinamiklerini, tüm boyut ve katmanlarıyla birlikte geniş ve ayrıntılı bağlamlarda açıklıyor. Kitapta sırayla: "Sürü", "Sürü ve Din", "Tarihte kitle", İktidarın iç organları", "Hayatta kalan", "İktidarın unsurları", "Emir", "Dönüşüm", "İktidarın Özellikleri", "Yöneticiler ve paranoyaklar" başlıklarıyla derinleştiriyor. Çalışması ilerledikçe "Kitle ve İktidar" ilişkinin “tarih üstü” boyutlarını keşfeder ve insanın özünü anlamaya yönelik ufuk açıcı bir epistemolojik bir kavrayış ortaya koyuyor."Kitle ve İktidar" kitabını farklı kılan bir diğer özellik ise sosyoloji, antropoloji, psikoloji, gibi farklı sosyal bilim disiplinleri içeren; ama onların sınırlarıyla yetinmemesi ve içerdiği dilin edebi sadeliğinin herkese hitap edebilen ihtişamıdır.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

BUGÜN SEÇİM OLSA OYUNUZ KİME OLUR?

yukarı çık