Haberin gücü adına.

  • Dolar 8.5676
  • Euro 10.137
  • GR ALTIN 495.31
  • ÇEYREK 812.61

  • 14 Haziran 2021, Pazartesi 17:30
ErdalMoral

Erdal Moral

Kierkegaard'dan seçmeler

"Ne kadar vakurlar, Tanrı’nın göğünün altında, zambakla kuş. Peki neden? Şaire sorun, şöyle der: 'Çünkü sessizlik var orada.' Kendisi de o vakur sessizliğin bir parçası olmayı ister; çok fazla konuşmanın döndüğü insan dünyeviliğinden hayvana üstünlüğü lehinde sadece konuşmak gibi zavallı bir kanıt sunabilen insan olmanın büyün o dünyevi gündeliğinden uzakta olmayı özler. 'Konuşmak nasıl bir üstünlük olabilir ki?' diye devam eder şair. 'Hayır, ben oradaki sessizliği yeğlerim, hem de karşılaştırmaya gerek bile görmeden. sessizlik kat be kat üstündür konuşmalarla dolu insan dünyasından.' doğal olarak, şair doğanın sessizliğinde ilahinin sesini duyduğunu varsayar; insanların durmadan konuşmasındaysa bir ilahilik duymadığı gibi, insanlıkla ilahi olan arasında bir bağlantı da görmez. Şöyle der şair: 'Evet, konuşmak insanın hayvana karşı üstünlüğü olabilir ama ancak insan sessiz olmayı da bilirse.'bu da oradan, zambaktan ve kuştan, sessizliğin olduğu, o sessizlikte ilahi bir şeyin olduğu yerden öğrenilebilir. Sessizlik oradadır, sadece sessiz gecede her şey sessizleştiğinde değil, bin telin titreştiği, sanki her şeyin bir ses denizine dönüştüğü gün boyunca bile oradadır. Her bir küçük parçası ve büyük bütünlüğü bunu öyle iyi gözetliyor ki o vakur sessizliği hiçbir şey bozmuyor. Orada sessizlik var. Orman sessiz, fısıldarken bile sessiz. Çünkü ormanın en sık kısımlarında bile ağaçlar, insanların vaat etmelerine rağmen nadiren yaptığı bir şeyi yapıyor, birbirlerine verdikleri sözü tutuyorlar: bu aramızda kalacak. Deniz sessiz, öfkeden köpürüp kaynadığında bile sessiz. Belki başta gereğince duyamıyorsunuz onu, duyduğunuz şiddeti oluyor bir tek. Eğer acele edip bu izlenimle giderseniz denize haksızlık edersiniz; ama bekleyip dikkatlice dinlerseniz -ne fevkalade!- duyarsınız sessizliği. Çünkü bir bütün olan şeyler çoğu kez sessizdir de. Akşam sessizliği karaya serildiğinde ve uzak çayırdan sığırların böğürmesini ya da uzak bir çiftlikten köpeğin havlamasını duyduğunuzda; ne o böğürtü bozar sessizliği ne de havlama. Hayır, sessizliğin parçasıdır bu, gizli bir akdi vardır sessizlikle, koyultur onu. O halde yakından bakalım bize öğretmenlik yapacak zambakla kuşa. Kuş sessizdir ve bekler. Her şeyin önceden belirlenen bir zamanda meydana geldiğini bilir, daha doğrusu buna gönülden inanır ve bu yüzden bekler. Ama saatini ya da gününü bilemeyeceğini bilir, bu yüzden de sessizdir. Vakti gelince olacak, der kuş; ama bunu söylemez, sessizdir. Sessizliği belagatlidir ve sessizliğin söylediği şey kuşun inandığıdır, inandığı için susup bekler. An geldiğinde sessiz kuş o anın geldiğini anlar. Anı kullanır ve hayal kırıklığına uğramaz hiç. Zambak için de böyledir bu, zambak da sessizdir ve bekler. Sabırsızca sormaz: "Ne zaman gelecek bahar?" doğru zamanda geleceğini bilir çünkü; mevsimlerin ne zaman gidip geleceğine kendi kendine karar verebilseydi bunun onun faydasına olmayacağını bilir. "Ne zaman yağmur yağacak?" ya da "Güneş ne zaman parlayacak?" diye sormaz. "Şimdi de çok yağdı." ya da "Güneş de çok kızgın." demez. O yıl yazın nasıl geçeceğini, ne kadar kısa, ne kadar uzun süreceğini önden anlamaya çalışmaz – hayır, sessizdir ve bekler bütün basitliğiyle, asla aldanmaz çünkü zekiler aldanır, basitler değil. Sonra an gelir ve an geldiğinde sessiz zambak anlayıp bundan faydalanır. Ah, siz basitliğin derin düşünceli efendileri, konuşurken böyle “anları” deneyimlemek mümkün değil mi? Hayır, an sadece sessizlikte deneyimlenebilir. Konuşma edimiyle, ağızdan çıkan tek bir sözcükle an kaçırılır. An sessizlikte var olur sadece. Bu yüzden insan anın ne zaman geldiğini, onu nasıl kullanması gerektiğini nadiren anlar, çünkü sessiz kalmayı beceremez. Susup bekleyemez, anın ona gelmemesinin sebebi bu olmalı muhakkak. Çünkü an, bütün o zengin anlam yüküyle geleceğini haber vermez; bir çırpıda gelir ve gelişini haber verecek önceki bir an yoktur. Ne kadar derin olursa olsun, gümbür gümbür de gelmez. Usulca gelir, ayak sesleri yaratılmış her şeyden hafif, dolaysızlığın bütün gizliliğiyle gelir. Onun içindir ki varlığı duymak istiyorsan tam bir sessizlik elzemdir. “şimdi burada”, bir an sonraysa gitmiştir, işte bu yüzen insan o anı kullanmayı başaracaksa mutlak sessizlik gereklidir. Her şey “o an”a bağlıdır. Pek çok yaşam trajedisi de budur, “o an”ı hiçbir zaman duyumsamamış olmaları, hayatlarında ebedilikle geçiciliğin hep birbirinden ayrı olmasıdır. Peki nedendir bu? Sessiz olamamalarından.”

Kierkegaard yaşamının sonuna doğru hayatı yaşamanın ideal yolunun sessizlikten geçtiğine inanmaya başlamıştı. "Kuş susar ve acı çeker. Kalbi ne denli ağrırsa ağrısın sessizliğini bozmaz. Çölün ve yabanın kederli ağıtları bile sona ere. üç kez içini çeker, sonra üç kez daha içini çeker. Ama çoğunlukla sessizdir, ne olduğunu söylemez, sızlanmaz, kimseyi suçlamaz, içini çeker ve yine susar. Sessizlikten patlayacaktır sanki, bu yüzden içini çeker, sessiz kalabilmek için. Kuş acıdan muaf değildir ama sessiz kuş sessiz kalarak kendini acıya dayanmayı daha da zorlaştıran şeylerden, başkalarının yanlış müdahalesinden muaf tutar; acıyı çekmeyi uzatan şey acıdan bahsedip durmaktır çünkü; acı çekmeyi acı çekmekten beter hale getiren, kahır ve sabırsızlık günahlarıdır. İşte bunun kuştan yana düzmece bir tevazu olduğunu, başkalarının yanında susarken içinden Tanrı'yı ve başkalarını suçlayıp haline ağlaştığını sanmayın. Hayır kuş susup acı çekiyor. Ah, ama insanlar bunu yapamıyor. o halde neden insan acısı bunca korkunç görünüyor kuşunkine kıyasla? Sırf insanlar konuşabildiği için olmasın bu? Hayır, sebep bu değil, konuşmak aslında bir avantaj. Sebep, insanların susmayı bir türlü becerememesi. İşler sabırların ya da daha tantanacı haliyle, umutsuzların şöyle bağırdıkları zaman düşündükleri gibi değil: 'Keşke fırtınanınki gibi sesim olsa da bütün acımı tıpkı içimde deneyimlediğim gibi dökebilsem dışarıya!' ne yazık ki bu, acıyı aynı ölçüde büyütmekten başka işe yaramayan bir çare olurdu ancak. Hayır, çünkü eğer sessiz olabilir, kuşun sessizliğini taklit edebilirseniz daha az acı çekersiniz.

Kuş gibi zambak da sessiz. Orada durur ve solarken bozmaz sessizliğini. masum bir çocuk gibi duygularını gizleyemez. Gizlemesi de gerekmez. gizleyememesi şansınadır, çünkü bu ustalık pahalıya mal olur. Duygularını gizleyemez, renginin değişmesini engelleyemez ve bu değişim ötekilerin onu hafif hafif solmasından zaten anlamış olduğu şeyi, yani acı çektiğini ele verebilir. Zambak sessiz kalır. Acı çektiği gerçeğini saklamak için dik durmaya çalışabilir ama bunu yapacak kuvveti, kendi üstünden böyle bir gücü yoktur. mecalsizliten boynu bükülür ve gelip geçenlerin arasında onun halini fark edecek kadar empatisi olan varsa ne demek olduğunu anlar, belagatlidir yeterince. Ama zambak sessiz kalır. Böyledir zambak. Peki o halde neden insan acısı bunca korkutucu görünür zambağınkine kıyasla? Sırf konuşamadığı için olabilir mi? Eğer zambak konuşabilseydi, insanlar gibi o da susma sanatını öğrenmekten uzak kalsaydı, o vakit onun acısı da korkunç görünmez miydi? Ama zambak sessiz kalır. Zambağa göre acı çekmek, acı çekmektir, ne bir eksik ne bir fazla. İşte ancak o zaman, acı çekmek acı çekmekten ne bir eksik ne bir fazla olduğu zaman acı çekmek sadeleşir, ayırt edilir ve olabildiğince küçük tutulur. Çünkü acı çekmek daha azı olamaz, çünkü vardır ve tam olarak neyse odur. Oysa artık ne eksik ne fazla, tam olarak kendisi olmayan acı ise sonsuza kadar büyüyebilir. Acının ne eksik ne fazla, tam olarak kendi olması onu sonlu kılar. o zaman acı, ne kadar büyük olursa olsun, olabileceğinin en küçüğüdür aslında. Ama çekilen acının ölçüsü bu kesinlikten yoksunsa, sırf o kesinlikten yoksun olduğu için çok daha büyüktür. Bu kesinlik eksikliği ise insanın konuşma yeteneğinin ikircikliliğinden doğar tam da. Öte yandan, olduğundan ne bir eksik, ne bir fazla olmasıyla tam olarak kendisi olan bir acıya yalnızca sessiz kalmayı bilerek ulaşılabilir. Bu sessizlik kuştan ve zambaktan öğrenebileceğimiz bir şeydir."

Kaynak: Soren Kierkegaard, (2020) Kırdaki Zambak ve Gökteki Kuş -Üç Dini Sohbet- çev: Nur Beier, Pinhan Yayınları

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık