• Dolar 7.3965
  • Euro 9.0054
  • GR ALTIN 421.66
  • ÇEYREK 691.66

  • 14 Aralık 2020, Pazartesi 21:28
ErdalMoral

Erdal Moral

Dostoveyvski'den kalıntılar, kırıntılar

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski'nin "Suç ve Ceza" kitabını ilk okuduğumda genç bir üniversite öğrenciydim. Yaşlı bir tefeciyi öldüren hukuk fakültesi öğrencisi Raskolnikov'un, oldukça girift ve derin ruhsal tasvirlerle bezenmiş hikayesi, çok uzun bir süre hafızamda tüm sarsıcı etkisiyle yerini korumuştu. "Suç ve Ceza" kitabı ile başlayan Dostoyevski okumalarım, uzun bir süreçte, çeşitli zaman aralıklarına yayılarak, kesintilerle devam etti.

Dostoyevski, yazın hayatında ateşli bir Rus milliyetçiliği ile katı Hristiyanlık inancının (Rus Ortadoksluğu'nun) dinsel ve milliyetçi motiflerini, eserlerine dikkat çekecek bir yoğunlukta sentezleyen "aşırılıklar" içeren bir yazar olmasına rağmen  -"Bir Yazarın Günlüğü"nü adlı eserini, bu bağlamda okumak Dostoyevski severler/okurları için elzemdir. Kitapta Dostoyevski'nin siyasal, dinsel, toplumsal olaylara ilişkin görüşleri, edebiyat ve sanat eleştrileri de yer alıyor. 

Bu deneme yazılarında, karşımızda insanın evrensel trajedisini anlatmakta olan uluslararası büyük edebiyatçı/yazar yerine; kan ve savaş çığırtkanlığı yapan, Türk ve Müslüman düşmanı, radikal, militan bir Rus-Hristiyan portresi ile karşılaşıyoruz. Yazar'ın kurgusal olmayan bu eseri Dostoyevski'yi yazarlığının dışında, toplumsal, dinsel ve siyasal yönleriyle tanımak isteyenler için olmazsa olmaz bir yapıttır.- okundukça sürekli yeni düşünsel keşiflere kapı aralayan, görkemli, karanlık, devasa bir bilinmezlik deryası gibidir. Dostoyevski, toplumların, uygarlık tarihinin, en hızlı ve keskin virajına ve 19 yüzyılın en çalkantılı dönemlerinden (sanayi devrimi ve ideolojiler çağı) birini en keskin reddedilemez bir gerçeklik içinde yaşayan bir Rus aydını olarak insana dair anlatısını zaman, mekan ve kültürünün ötelerine taşımayı başarmıştır. 

Dostoyevski'nin kitaplarında genel izleğe göre, dünya sonsuz büyük bir şölen yeridir. Bu şölene, tüm insanlar adil, eşit ve eşdeğer bir şekilde davet edilmezler. Hatta, bu büyük Tanrısal şölene, bazı bahtsız/şanssız insanlar, değil katılmak bu şehvetli şölene davet dahi edilmezler. Şölene davet edilmeyen insanlar, kendilerinin hiçbir zaman katılamayacakları bu insanlık şölenini, ziyafetin tadını büyük bir iştah ve keyifle çıkarmakta olan şanslı insanları, uzaktan yoğun bir hınç, öfke ve mağrur duygularla seyrederler.

19. yüzyıl Rusya'sında yaşayan bu karakterlerin ortak özellikleri ise genellikle, okumuş yazmış aydın/entelektüel sınıfta ait olmaları ve bununla birlikte silik yazgılarını ateşli ve vazgeçilmez bir tutkuyla değiştirme çabalarıdır. Toplumsal ayrımların bütün katılığı ile devam ettiği bir toplumda, birörnekleşmeyi ve sıradanlığı reddeden, kendisini başkalarından daha soylu akıllı, ve kültürlü gören Dostoyevski kahramanları, zengin, güçlü ve acımasız insanların tahakküm kurduğu bu adaletsiz devasa çarkın içinde, bir 'vida', bir araç olarak varolmayı da hiçbir şekilde iç dünyalarında kabullenemezler. 

Büyük tutkular, ülkülerle bu kutsal amaçları gerçekleştirmenin imkansızlığı arasında tıkanmışlık duygusu yaşayan mağrur karakterler, son çareyi varlıklarının/benliklerinin yeraltı dünyasına inmekte bulurlar. -Yeraltı kavramı, ilk anlamını çağrıştıran fiziksel bir mekan değildir.- Yeraltı imgesi; büyük hayaller ve bunlara ulaşamayacak olmanın acımasız gerçekliği, sınıfsal sıçrayışın/değişimin imkansızlığının acı veren bilincini; yüksek ve vakur tahayyüllerle buna eşlik eden değersizlik duygusunu, büyük bir gururla dipsiz bir hiçlik duygusu arasında gidip gelen ve bütün bu savrulmaları tek bir kader gibi yaşayan Dostoyevski kahramanlarının sığınağı ve kalesidir. 

Horlanmış, dışlanmış ve görülmemiş olmanın onulmaz yaralarını büyük bir hınç ve intikam duygularıyla içlerinde taşıyan Dostoyevski karakterleri, bu tıkanmışlığı aşmanın yolunu bulmakta tarifsiz zorluklar çeker. Toplumun değerlerini küçük gören, kendi acınası yazgısını değiştirmeye kararlı yeraltı insanları, ötekinin küçümseyici bakışlarının tahakkümü altından kurtulmak için farklı bir dışsallığa da bürünürler. Kendi yeraltı mekanında, toplumdan yalıtılmış bir şekilde yaşayan, uyumsuz ve büyük hayalleri olana yeraltı insanları; yalnız, küstah, mağrur ve kibirli bir tavır takınırlar. 

Bu, iyi ve kötülüğün değer yargılarının ve ahlakın anlamını yitirdiği, her türlü duygudan arınmış ve buz gibi bir kayıtsızlık maskesini bir zırh gibi kuşanmış olan bu incinmiş karakterler, derin ruhsal acılarını başkalarının delici ve küçümseyici bakışlarından bir sır gibi de saklarlar aynı zamanda. İnsanlık şöleninden kovulan, kibir, yalnızlık, isyan, korku, hınç ve öfkeden mütevellit yeraltı sığınağında, düşünceleri ile yaşayan yeraltı insanları, toplumsal olaylara duyarsızlık içinde yaşamazlar. 

Lakin bu duyarlılığı, derin bir incinmişlik ve lüzumsuz insanlar olduğunu düşünmenin vermiş olduğu sinmişlikle sessizce geçiştirirler. Tam bu derin sessizlikte sahneye birdenbire hukuk fakültesi genç Raskolnikov çıkar. Bir "Yeraltı" insanı olan Raskolnikov tefeci bir yaşlı kadını öldürerek, toplumun ahlaki ve hukuki yargılarını tanımadığını; Tanrı'nın yasasını reddettiğini ve kendi kanunlarını, kendi yasalarını, kendi ahlakını mutlak doğru olarak insanlığa (şölenin baş konuklarına) ilan eder. Son tahlilde ise DostoyovskiRaskolnikov'un yüce amaçları için meşru kılarak işlediği cinayetin/kan dökmenin bile, tutkularında boğulmuş/kaybolmuş bir "Yeraltı" insanının yarasını iyileştiremediğini anlatır. Yaşam ve insanlar her halükarda şölenden dışlananlara karşı kayıtsızdır. Bu insanların şölen sofrasında oturacak bir yerleri asla olmayacaktır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

BUGÜN SEÇİM OLSA OYUNUZ KİME OLUR?

yukarı çık