Haberin gücü adına.

  • Dolar 8.3295
  • Euro 10.0184
  • GR ALTIN 478.32
  • ÇEYREK 785.19

Havza'da Pontus olayları

Diye Konuştu - 'Samsun'da 100 Yıl Önce Bugün' adlı yazı dizimizin bugünkü bölümünde, Havza'da yaşanan Pontus olayları ile ilgili bilgiler aktarıyoruz.

Havza'da Pontus olayları
  • 27 Mayıs 2019, Pazartesi 10:15



HAVZA’NIN DURUMUNU 5. TÜMENDEN ŞEHİDULLAH FİKRİ ANLATIYOR

Bizden önce 15. Tümen’in 45. Alayı Samsun bölgesine kaydırılmıştı. Bunun hemen ertesinde bizim 13. Alay’ın da Havza’ya nakledilmesinin nedeni alevlenen Pontus olaylarıdır. Olaylar artık bölgedeki askeri ve kolluk kuvvetlerimizin çapını aşar bir hal almıştı. Tepeden tırnağa silahlı Rum çeteleri tam bir kıyama girişmişlerdi. Köyleri önce ateşe veriyor, can havliyle dışarı fırlayan insanları kadın çocuk demeden avlıyorlardı. 

Bağımsız Pontus devleti koşullar elverirse nisan başlarında ilan edilecekti. Bu arada Rum eşkıyasına dışarıdan silah, cephane ve insan desteği olanca hızıyla sürüp gitmekteydi. Pontusçular iki başlıydı. Bir yanda Anadolu Pontusçuları vardı bir yanda Batum ve Sohum çevresinde üslenen doğu Pontusçuları…  Bağımsız Pontus ütopyası ile Türk düşmanlığında birleşen bu gruplardan doğudakilerin bir değişik özelliği, Bolşeviklerle belli bir çıkar yakınlığı içinde bulunmalarıydı.

Pontusçuların yaptıkları elbette karşılıksız kalacak değildi. Nitekim etkinin tepki doğurması gecikmemiş, yörede konuşlanan sınırlı sayıdaki askeri gücümüzün dışında Karadenizliler de savunma komiteleri, silahlı birlikler ve çeteler kurarak mücadeleye girişmişlerdi. 

Öte yandan kimi asker arkadaşlarımız da büyüyen nefret ve intikam dalgasından nasiplerini almışlar, ordu disiplin çizgisi dışında göze göz, dişe diş bir kavgaya koyulmuşlardı. Badıllı katliamından sonra 45. Piyade Alayı Komutanı İsmail Hakkı, Teğmen Hamdi, Osman Çavuş gibi ordu mensuplarının dağa çıkışları, zulme karşı kişisel savunma güdüsünün dışa vurmasıdır.

O günlerin ilginç olaylarından biri Yüksek Mütareke Komisyonu’nun özellikle komisyondaki İngiliz grubunun “İnsanlık” tan söz etmesidir. Rum çetelerinin kıyımlarına baş çeviren, savaş dışı saldırıları görmezden gelenler Türk’ün sabrının taştığını görünce barış ve düzen yanlısı kesilmişlerdi. Samsun’daki İngiliz komutanının gönderdiği rapor, Mütareke Komisyonu tarafından bir nota ile Damat Ferit Hükûmeti’ne iletilmişti:

“Hükûmet Rum köylerine yapılan zorbaca Türk hücumlarını durdurarak kanun ve düzeni yeniden hâkim kılmak için acil önlem almalıdır. Eğer bu insanlık görevinde ihmal gösterilirse, müttefik güçler tarafından duruma el konulacaktır.”

Acaba İngilizlerde görülen bu ani sapmanın kanun ve düzenden yana tavır koymanın tek nedeni, bölge halkının silaha sarılmak zorunda kalması mıydı?Yoksa kanun ve düzenin sağlanması için Rum çetelerinin de hakkından gelinmesi  gerekeceğine göre, Pontus başkaldırısının baş kışkırtıcısı İngiltere; Anadolu Pontusçularını yüz üstü mü bırakıyordu?

Soruların düşünmeye değer yanıtı belki de o günlerde İngiliz haber alma servisine gelen şu haberde saklıydı: “Batum Pontusçuları Anadolu’dakilerden önce davranmışlar, kuracakları devletin hazırlıklarını hemen hemen tamamlamışlardı. Bağımsızlık ilanından sonra Anadolu Pontusçularına birleşme çağrısı yapacaklardı.”

Bu durumda merkezin Batum’a kaymasını bir Rus parmağına atfeden İngiltere’nin, Rus komünizminin yayılmasından kuşkulanarak siyasetini değiştirdiğini söylemek hiç de yanlış sayılmazdı. 

Sonuçta İngilizlerin oynadıkları insanlık rolünün nedenleri ne olursa olsun, telaşa kapılan Damad Ferid Hükûmeti, Karadeniz kıyılarına barış ve sükûn getirecek bir isim üzerinde düşünmeye başlamıştı. Bu başlangıç aynı zamanda Türk ulusu ile onun önderini buluşturacak kader çizgisinin de başlangıcını teşkil edecek ve çok geçmeden Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gitmesine karar verilecekti. 

Mustafa Kemal Paşa’nın Havza’ya geldiği günlerde ben 13. Alaydaki görevimle birlikte Kavak’taki hastanenin baştabipliğini de yapıyordum. Pontus eşkıyasının zulmü sürüp gidiyordu. Sayıları gün geçtikçe artan, tepeden tırnağa silahlı Rumların işledikleri cinayetler hiçbir ölçüye sığar gibi değildi. Yaptıkları başkaldırının, çeteciliğin ötesinde bir şeydi. Türkleri yurtlarından söküp atmak, öz topraklarında yaşatmamak için saldırıyorlardı. 

Arkalarında dış kaynaklı destekleri, önlerinde Wilson prensiplerinin “Osmanlı yönetimindeki uluslara özerklik verilmesini öngören 12. Maddesi vardı. Ancak aynı maddede Türklerin hakları da tanınıyor, çoğunlukta olduğumuz bölgelerde egemenlik hakkımız vurgulanıyordu. Bu nedenle Pontusçular bir yandan dışarıdan göçmen getirterek Rum nüfusu artırmaya öte yandan Karadeniz bölgesindeki Türkleri öldürmek ya da göçe zorlamak suretiyle Türk nüfusu azaltmaya çalışıyor böylece Rum azınlığı çoğunluğa çevirmeyi amaçlıyorlardı. 

Şehidullah Fikri ve Ailesi

MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN TELGRAFI

Mustafa Kemal Paşa, Havza’dan Ankara’da 20. Koloru Kumandanlığı ve Konya’da Yıldırım Birlikleri Müfettişliği’ne gönderdiği telgraflarda, Afyonkarahisarda bulunan 23. Tümenin mevcudu, görevi ve Konya’da kurulduğu işitilen “vatan ordusu” hakkında ayrıca Yıldırım Birlikleri Müfettişliği’nden  Manisa’nın işgali konusunda bilgi istedi. Manisa’nın önceki gün işgalini dün Ali Fuat Paşa, Mustafa Kemal Paşa’ya yazmış ve 23. Tümenin de takviye edilmekte olduğunu bildirmişti. 



Mustafa Kemal Paşa’nın Havza’da Çalışma Odası

İNGİLİZ TARİHÇİ LORD KINROSS’UN KALEMİNDEN HAVZA’DA İLK GÜNLER

Havza, Rum çetelerin en çok faaliyet gösterdikleri bölgeydi. Hükûmet, Birinci Dünya Savaşı sırasında kargaşalık çıkaran Rumları doğuya sürmüş, onlar da mütarekeye kadar orada uslu durmuşlardı. Şimdi Pontus Devleti uğruna kurulmuş bir siyasi örgüt, bir Rum patriğinin önderliği altında Rumları tekrar ayaklanmaya zorluyordu. Mustafa Kemal –tıpkı gençliğinde Makedonya’da olduğu gibi- bellerine fişeklikleri dolamış, karalar giymiş, Rum çetecilerinin Türklere korku saçtıklarını, yolcuları soyup öldürdüklerini, Türk köylerini yaktıklarını, ileri gelenleri dağa kaldırdıklarını, Türk askerlerini pusuya düşürdüklerini duymuştu. Buna karşı Türklerin elinden pek bir şey gelmiyordu. Çünkü İngilizler, bir yandan karışıklığa onların sebep olduğunu ileri sürerek mütareke hükümlerine göre ellerinden silahlarını alırken öte yandan Rumların elindeki silahları bırakmaktaydılar.

Böylece Havza ve dolaylarındaki köyler bir direnme hareketinin başlangıcı için elverişli bir ortam yaratıyordu. Gelibolu kahramanı olduğu artık öğrenilmiş olan Mustafa Kemal, şehrin eşrafını karargâha toplayarak: “Düşman bizi öldürmek isteğinde değildir” dedi.  “Düşmanın niyeti bizi mezarımıza diri diri gömmektir. Şimdi çukurun tam kenarında bulunuyoruz, Fakat son bir gayretle toparlanırsak kendimizi kurtarmamız mümkündür” diye devam etti. Sonra onları kendi aralarında konuşmaya bıraktı. Belediye başkanına kendi askerce usullerine göre uzun bir soru listesi verdi. Bu bölgedeki Müslüman ve Hristiyan halkın ne oranda olduğunu, ne gibi siyasi eğilimler beslediklerini, aradaki anlaşmazlığın nedenlerini ve buna bir çözüm yolu bulmak için alınacak önlemleri öğrenmek istiyordu. Türklerden ileri gelenlerin adlarını, davranış ve karakterlerini gösteren bir de dosya istedi. Halkın vergi borcu var mıydı varsa ne kadardı? Mustafa Kemal şimdi nereye gitse bu çeşit pratik ve dikkatli araştırmalarla ihtilal amacıyla ülkenin durumu üzerinde bilgi toplamaya çalışıyordu.

KAYNAKÇA: 
Gotthard Jaeschke, Türkiye Kronolojisi, çev. Gülayşe Koçak, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1990.
Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1993.
Lord Kinross, Atatürk Bir Milletin Doğuşu, çev. Necdet Sander, Altın Kitaplar, İstanbul, 2018.M.Rıza Serhadoğlu, Savaşçı Doktorun İzinde, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2005.

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

HABERE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor
ANKET

BUGÜN SEÇİM OLSA OYUNUZ KİME OLUR?

yukarı çık