
İkinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında gökyüzünde beliren Alman dalış bombardıman uçakları, yalnızca bıraktıkları bombalarla değil, ardında bıraktıkları korkuyla da hafızalara kazındı.
“Stuka” olarak anılan bu uçaklar, cephedeki askerler ve sivil halk için adeta yaklaşan felaketin habercisi hâline geldi.
Ancak Stukalar hakkında bilinenlerin ötesinde, uzun süre konuşulmayan ayrıntılar da bulunuyor. Uzmanlara göre uçaklara takılan ve dalış sırasında çığlık benzeri bir ses çıkaran sirenler, sanıldığı gibi askerî bir zorunluluk değil; tamamen psikolojik harp amacıyla tasarlanmıştı. Bu ses, bombalar yere düşmeden önce bile hedef bölgede paniğin başlamasını sağlıyordu.

Arşiv kayıtları, Stukaların özellikle köprüler, cephanelikler ve savunma hatları üzerinde yüksek isabet oranına sahip olduğunu gösteriyor. Dikeye yakın açıyla yapılan dalışlar, pilotlara hedefi adeta “nokta atışıyla” vurma imkânı tanıyordu. Bu özellik, savaşın ilk safhasında Alman kara birliklerine büyük avantaj sağladı.

Fakat her efsanenin bir zayıf noktası vardı. Stukalar yavaş ve ağır yapıları nedeniyle düşman avcı uçaklarına karşı savunmasızdı. Hava üstünlüğünün kaybedildiği cephelerde bu uçakların hızla etkisiz hâle geldiği, kayıpların arttığı arşiv belgelerinde yer alıyor. Nitekim savaş ilerledikçe Stukaların cephedeki rolü giderek azaldı.

Tüm bu yönleriyle Stukalar, savaş tarihine yalnızca bir silah olarak değil; korkunun, propagandanın ve psikolojik savaşın sembolü olarak geçti. Bugün hâlâ merak edilen soru ise şu: Gerçek güçleri bombalarında mıydı, yoksa gökyüzünü yırtan o seste mi?
