Araştırmacılar, yaklaşık 3,7 santimetre boyundaki figürin üzerinde yaptıkları mikroskobik incelemelerde hem kadın figüründe hem de kazda kırmızı oker pigment izlerine rastladı. Aynı zamanda kilin yüzeyinde, heykeli yapan kişiye ait olduğu düşünülen parmak izi tespit edildi. Bilim insanlarına göre bu ayrıntı, binlerce yıl öncesine uzanan nadir bir kişisel iz niteliği taşıyor.
Işık ve gölgeyle tasarlanmış
Eser üzerinde yapılan analizler, heykelciliği gerçekleştiren kişinin ışık kullanımına olağanüstü bir hakimiyeti olduğunu gösteriyor. Kadının sol profili özellikle detaylı biçimde oyulmuş; uzmanlar, bu figürinin ateş ya da güneş ışığıyla birlikte sergilenerek gölge etkisinin ön plana çıkarılmasının amaçlanmış olabileceğini düşünüyor. Bu da erken dönem toplumlarında sanatsal bilinç ve sembolik anlatımın tahmin edilenden çok daha gelişmiş olduğunu ortaya koyuyor.
Kadın ve kazın bir arada tasvir edilmesi bir ritüele işaret ediyor
Figürde kadın eğilmiş bir pozisyonda tasvir edilirken kazın kadının sırtına konduğu, kanatlarının hafif açıldığı ve boynunun kadının başına doğru uzandığı görülüyor. Bu olağan dışı sahne, ilk bakışta bir çiftleşme anını çağrıştırsa da arkeologlar bunun fiziksel bir olayı temsil etmediği görüşünde. Uzmanlara göre sahne, Natufyen toplumlarının animistik inanç sistemine işaret ediyor; yani insan ve hayvan ruhlarının birbiriyle iletişim kurabildiğine inandıkları bir dünya tasavvurunu yansıtıyor.
Yerleşik yaşama geçiş döneminin ipuçları
phys.org‘da yer alan habere göre: Nahal Ein Gev II, avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik düzene geçiş sürecinin kritik bir aşamasında ortaya çıkan Natufyen kültürünün önemli yerleşimlerinden biri. Figürin, yarım dairesel taş bir yapının içinde, ritüel nesneleriyle birlikte bulundu. Alanda ayrıca çocuk kalıntıları, insan dişleri ve çok sayıda kuş kemiği bulundu; bu durum kazın hem günlük yaşamda hem de inanç sisteminde önemli bir yere sahip olduğunu gösteriyor.
En eski insan–hayvan temsillerinden biri
Bilim insanları, bu figürinin insan ile hayvan arasındaki sembolik etkileşimin bilinen en eski tasvirlerinden biri olabileceğini belirtiyor. Kadın figürünün diğer erken dönem eserlerde olduğu gibi aşırı stilize edilmemiş olması da dikkat çekiyor; bu, Güneybatı Asya’da rastlanan en erken “doğal” kadın betimlemelerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre bu keşif, tarih öncesi insan topluluklarının yalnızca günlük hayatlarına değil, ruhani dünyalarına da açılan eşsiz bir pencere sunuyor. Figürin, Natufyen kültürünün mit yaratma, ritüel uygulama ve sembolik düşünce kapasitesinin bugüne kadar düşünülenden çok daha ileri olduğunu gösteriyor.
diyekonustu.com
Diğer Arkeoloji Haberleri için tıklayın…
